22 Kasım 2009 Pazar

ZAYIFLAMAK İÇİN NELER YEMELİYİZ ?

Bolca maydanoz yiyin!
* Belimizdeki, kalçamızdaki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız?
Kilo değil önemli olan yağ oranıdır. Bu yağın da hangi noktada, ne kadar biriktiği önemli. Eğer size doğru diyet verilirse vücudunuzdaki yağları yakar. Bunun için de diyette belli bir oranda karbonhidrat, protein, yağ, mineral ve vitamin olması gerekiyor. '5 kilo vereyim, belimdeki yağlar gitsin' derseniz olmaz. Genel bir erime olur. Bu genel erimenin büyük çoğunluğu da yağ içermeyen, kas kaybıyla sonuçlanır. Onun için diyetinizin doğru yüzdelerle karbonhidrat, yağ ve protein içermesi lazım. Yağ yakılmasını hızlandırdığı için bu dönemde protein alımını, yani et, tavuk, balık gibi besinlerin tüketimini artırabiliriz.
* Kahvaltıyla başlayalım mı?
Tabii... 1 dilim esmer ekmek, yanında az yağlı peynir, 3-4 zeytin, domates, salatalık, sivri biber, bol maydanoz...
* Niye maydanoz?
Vücuttan su atmaya çok yardımcı oluyor. Ayrıca kadınlık hormonları üzerinde de pozitif etkiye sahip. Östrojeni tetikleyici etkisi olduğunu da biliyoruz. Bu yüzden özellikle menopoza girecek kadınlara çok veriyoruz.
Kiraz sapı suyu için!
* Peki arada ne yiyeceğiz?
20 tane kiraz. Ayrıca bu 20 kirazın sapını kopartıp cevzenin içine atın, içine 2-3 de kiraz katın. Kaynatın... Suyunu için. Bütün aktarlar bilir. Diüretik etkiye sahiptir. Yani vücuttan fazla suyun atılmasına yardımcı olur.
* Peki belde ne kadar bir fazlalık normaldir?
İki parmağınızın arasına girebilecek 5 santimlik fazlalık normaldir. Eğer iki parmağınızın arasına sıkıştırdığınız et 5 santimi geçtiyse fazladır.
* Peki yemeğe dönersek... Öğlen ne yiyeceğiz?
4 kaşık sebze yemeği.
* Sadece 4 kaşık mı?
(Gülüyor) Tamam tamam, yarım tabak diyelim. Moral bozmayalım. Yarım tabak, az miktar ayçiçek yağıyla pişmiş zeytinyağlı taze fasulye yiyebilirsiniz mesela. Yanında 100 gram, yani bir avuç içi kadar ızgara et ve bol yeşil salata.
* Peki ben et yememeğe çalışıyorum. Yerine ne yiyebilirim?
Mantar yiyebilirsiniz.
* Yerini tutar mı?
Tam olarak tutmaz. Yerine yarım tabak barbunya pilaki, yeşil mercimek ya da nohut ve fasulye yiyebilirsiniz.
4 dilim ekmek serbest!
Bu diyette hiç ekmek yok mu?
(Gülüyor) Kahvaltı dışında yok. Ekmek yiyerek boşuna kalori almak yerine, o kaloriyi başka bir besinden alıp daha yüksek moralle diyete devam edebilirsiniz.
* Bir dilim ekmek kaç kalori?
Eğer kepekli ise 50, kepeksizse 64-70 kalori kadar...
* Peki ama ben ekmeksiz bir yemek düşünemiyorum...
Sizin kilonuzda, yapınızda bir insan 'Ben ekmekten vazgeçemem' derse, 'Tabii hay hay. Hiç mahsuru yok' derim. Asla eziyet etmem. Ama ara öğünlerde bisküvi vermem. Meyveden gelecek karbohidratı biraz azaltırız veya makarna-pilav yerine ekmek koyarız. Ekmeği eksik etmeyiz.
Bunun yerine, 'Zeytinyağlının ve salatanın yanına kepek ekmeği ye' derim. Çünkü glisemik endeksi daha düşük. Kepek ekmeği yiyenleri uyaracağımız tek şey şu: Demir eksikliği anemisi olmaması. Demir eksikliği kepek ekmeği yendiğinde daha da artıyor. Onlara çavdar ekmeği veriyoruz.
* Günde kaç dilim ekmek yiyebilirim?
Normalde bir kadının alması gereken kalori miktarı 1100 ile 1500 arasıdır. Sizin 1300 kalori almanız gerekiyorsa, kahvaltıda zaten ekmek veriyoruz. Öğlen 1-2 dilim koyarsak, günde 4 dilim ekmek yiyebilirsiniz. Bu da toplam 200 kalori demektir. Siz kalkıp makarna yiyecekseniz eğer, 1-2 dilim ekmek yerine koyuyoruz onu. Yarım tabak sebzenin yanında, yağsız pişirip üzerine sarımsaklı yoğurt kattığınız makarna yiyebilirsiniz. Böylece hem kalorinizi düşürüp beldeki yağları kırmayı sağlarız hem de sevdiğiniz gıdaları almış olursunuz.

MUCİZE DİYETLER

Mucize diyetler! Haftada 4- 5- 7 kilo!
Haftada 4 kilo... Hayır 5 kilo. Mucize diyetle 7 kilo!
Daha çok yaz aylarında bu magazin haberleri gazeteleri doldurur. Diğer tarafta diyetisyenler, doktorlar haftada 0,5 veya 1 kg derler. Hangisi doğru? İkincisi daha sağlıklı bile olsa, biraz daha sıkıntı çekip diyet eziyetinin süresini kısaltamaz mıyız? Hadi bir kaç haftalığına sağlıktan da vaz geçelim. Olmaz mı?
Kilo vermek ne demek?
Doğru cevabı bulmak için önce “kilo vermek”le neyi kastettiğimizi bilmeliyiz. Kilo vermek sağlık için istenebilir. Hareketli olmak, “fit” olmak için istenebilir. Ama gelin kendimizi aldatmayalım; çoğunlukla görünüm için istenir. Kilo verme arzumuzun kaynağı ne olursa olsun, vermek istediğimiz şey, vücuttaki yağdır. Kas veya kemik değil. Görünüme de, sağlığa da hareketliliğe de olumsuz etki eden şey yağ fazlasıdır.
Bu noktayı belirledikten sonra “haftada kaç kilo?”nun cevabını da bulabiliriz. 1 kilo yağ 7600 kalori enerji sağlar. Diyelim ki siz, hiç ama hiç bir şey yememeğe karar verdiniz. Biliyorum bu imkânsız. Ama “diyelim ki” dedikten sonra öyle kabul edelim. Hiç bir şey yemiyorsunuz ve vücudunuzun enerji ihtiyacının tamamı vücut yağlarını yakarak karşılanıyor. Haftada kaç kalori harcıyorsunuz? Bu sorunun cevabı da “Tahminî Enerji İhtiyacı” yazımızda var. Yaşa ve cinsiyete göre sonuç biraz oynuyor ama hareketsiz bir kadının bir günde harcadığı kalori 1800, bir erkeğin ise 2400 civarında. Bu sayıları 7 ile çarparsak, kadının haftada 12 600, erkeğin 16 800 kalori harcayacağını buluruz.
Kaç kalori kaç kilo?
Gelin bu harcamayı kalori değil de kilo yağ cinsinden ifade edelim. Kadın 1 650 gram, erkek 2 200 gram yağ yakmaktadır. Ölüm orucunun sonucu! Bulduğumuz bu fantezi rakamlar bile bir şeyi açıkça gösteriyor: 4 kilo, 5 kilo, 7 kilo reklamları kesinlikle doğru olamaz. Eğer kaybedilen yağ ise.
Aslında yukarıdaki hesabımız da yanlıştır. Çünkü muhteşem verimli bir makine olan insan vücudu ölüm orucu gibi bir “kıtlık” sinyalini alır almaz, dinlenme halindeki enerji sarfiyatını %40'a kadar düşürür. Dolayısıyla yukarıdaki yağ kayıp miktarları 1 kilo civarına iner.
Bu mantık zincirine okulda “olmayana ergi” derlerdi. Ölüm orucu da hiç olmayacak bir şey ve o bile bize “mucize diyet”in sonucunu vermekten çok uzak.
Ben daha ilk gün 2 kilo vermiştim!
Şimdi çarpıcı soruya gelelim. Ya... Öyle mi? Peki ben kaç defa diyet yaptım. Gerçi sonra verdiklerimi (fazlasıyla) geri aldım ama; baskülün daha ilk günden 2 kg az gösterdiğini gözlerimle gördüm! Buna ne diyeceksiniz bakalım. Veya, “Bir yanlışınız var. Ben falanca diyetle haftada 4 kilo vermiştim. Nasıl oluyor?”
Eğer kaybedilen yağ ise
Bu soruların cevabı yukarıda yazdığımız kısa bir cümlede saklı: “ Eğer kaybedilen yağ ise. ”
Evet doğru tahmin ettiniz. O rejimde, diyette verdiğiniz yağ değildi. O halde geri aldığınıza da o kadar üzülmeyin. Çünkü zaten vermediğinizi geri aldınız. (Biraz fazla iyimser bir ifade bu! Okumaya devam edin.)
“Şok diyet”lerden birine başlayan önce sindirim sisteminde bulunanları kaybeder. Bu basit bir olaydır. Dün toplam 3 kg besin tüketmiş, bugün de tüketimi 1 kg'a düşürmüşseniz aradaki fark, sindirim sisteminden, üriner sistemden ve hatta deriden katı veya sıvı olarak atılacaktır. İlk iki kilo buradan.
Maalesef, kaslarımız enerjiye ihtiyaç duyduklarında ilk katkı yağlardan gelmiyor. Kasların içinde, glikojen dediğimiz ve bol miktarda su ile birlikte bulunan hazır enerji depoları var. Enerji dengesi açık verdiğinde, ilk başvurulan kaynak bu glikojendir. Glikojen harcandığında yan ürün olarak bol su çıkar ve bu dışarı atılır. İşte size birkaç kilo daha. Sonra sıra kasın kendisine ve yağa gelir.
Fakat ilk ölçtüğünüz kayıp sindirim sisteminin ve glikojenin kaybıdır.
Turumuzu tamamlayalım: Hafta bitti veya vücudunuzun haklı isyanına kulak verdiniz. O harika rejimi bıraktınız. Tabiî önce sindirim sistemi dolar. 1-2 kg alırsınız. Sonra vücut kaybettiği suyu ve kaslar glikojeni yerine koyar. Fakat vücudunuz da kıtlık sinyalini almıştır ve eskinin altında enerji harcamaktadır. O zaman fazla gelen besin yağ dokusunda depolanır. Öyle ki tekrar kıtlık çıktığında yedeğiniz bulunsun. Ve tur tamamlanır. Eski kiloda veya üzerindesinizdir. Ama biraz daha az kas ve biraz daha fazla yağla.

EYVAH!! DİYETLER ŞİŞMANLATIYOR MU?

Aslında bilim adamları, 1940'lardan beri sert ve sağlıksız rejimlerin uzun vadede zayıflatmadığını, hatta şişmanlattığını biliyorlardı.
Bu yazıyı aslında dr. pozitif'in bir üyesi tetikledi. Söylediği, kelimesi kelimesine şöyleydi: "Biliyorum ki, ben rejim yapmasaydım, bu kadar kilo almayacaktım."
Kilo problemi olan çoğu insanın başından geçmiştir. Birkaç hafta, belki de birkaç ay sürecek bir "rejim"e başlanır. Ya gün, gün yenecek şeyler bellidir (Meselâ "Scarsdale Tıbbî Diyet"i), yahut da biraz daha serbest "değişim listeleri" vardır. "Bir kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir" veya "bir adet greyfurt" ezberlediğimiz tavsiyelerdir. Bazılarında ise ne yeneceği değil de ne yenmeyeceği veya ne zaman yeneceği söylenir (Atkins veya İsveç diyeti).,
Gayet de iyi gider rejim. Hızla kilo verilir. Derken mutlu sona ulaşılır. Baskül 5, hatta 10 kilo daha düşük göstermektedir. Gerçi kendimizi bitkin hissetmekteyiz, çikolata diye, tatlı diye, veya karbonhidrat rejimi ise patates, bir dilim ekmek diye kıvranmaktayız ama deymiştir. Aradan bir süre geçer. Ve eski kilomuza tekrar varırız. Daha da beteri, birkaç yıl sonra, eski kilomuzun da üstündeyizdir. Hiç olmazsa rejimden önceki hale geri dönmek ister ve yeni, daha etkili rejimler aramaya başlarız.
"Ah bende irade yok!"
"Ne güzel zayıflamıştım. Ama irademe hâkim olamadım. Tekrar oburlaştım ve işte buradayım." Kendimizi o kadar kabahatli hissederiz ki, genellikle yukarıdaki üyemizin vardığı ve aslında pek de doğru gerçeği görmeyiz. Acaba bu bizim değil de rejimin suçu olmasın?
Kabahat rejimlerde olmasın!
Aslında bilim adamları, 1940'lardan beri sert ve sağlıksız rejimlerin uzun vadede zayıflatmadığını, hatta şişmanlattığını biliyorlardı. Minnesota Üniversitesi'nde, Ancel Keys ve arkadaşlarının, 36 erkek üzerinde yaptığı ve 1950'de iki cilt halinde yayınladığı deney sert rejimlerin etkilerini ortaya koymuştu.
Minnesota deneyi
Denekler, normal beslenmelerinin yarısı kadar kalori aldıkları bir rejime tabi tutuldu. Bu, birçok sert rejimde yapılandan daha büyük bir kısıtlama değildir. Rejim biraz uzunca, toplam altı ay sürdü ve katılanlar vücut ağırlıklarının yaklaşık dörtte birini kaybettiler. Yani başarılı oldu. Öyle mi? Bir süre sonra, kaybedilen kilolar geri alındığı gibi, eski ağırlığın da ortalama yüzde on üstüne çıkıldı. Birçoğumuzun yeni rejim peşine düştüğü kiloya. Ancak epey sonra, ta baştaki kilolarına dönebildiler.
Kilo harici göstergeler de pek iç acıcı değildi. Birçok denekte, normalde aneroksia nervosa ve benzeri hastalıklarda ortaya çıkan belirtiler gözlendi. Yemekten başka bir şey düşünmüyorlardı. Ağır depresyona girenler oldu. 5- 6 binkalori gibi abartılı beslenme düzenleri geliştirenler, normal üstü kalori alınan öğünlerden daha bir saat sonra açlık çekenler, hastalanıncaya kadar yiyenler gözlendi. Rejim sonuna doğru 36 genç erkekten, kız arkadaşlarıyla ilişkisini devam ettiren sadece üç-dört kişiydi ve onlar da son derece isteksiz olduklarını, alışkanlıktan ötürü eski davranışlarını sürdürdüklerini söylüyordu.
Altı aylık rejim sonunda deneklerin bazal metabolizmasının yüzde kırk azaldığı ölçüldü. Bazal metabolizma, insanın, dinlenme halindeyken yaşamını sürdürmek için harcadığı enerji (kalori) miktarıdır. Bu düşüş, yukarıda belirtilen beslenme bozukluklarıyla birleşince, orta vadede neden kilo alınıp, eski kilonun üzerine çıkıldığı anlaşılıyor. Davranış bozuklukları da cabası.
Rejim değil hayat tarzı değişikliği
Minnesota deneyi değişik şekillerde defalarca tekrarlandı ve destekleyici sonuçlar alındı . dr. pozitif'in, "çözüm, rejim değil, hayat tarzı değişikliğidir" ilkesi bu gerçeklere dayanmaktadır. Vücutla zıtlaşmak, yenilgiyi garanti etmektir. Yüz milyonlarca yıllık evrim sırasında vücudumuzun kazandığı en güçlü mekanizmalarından biri kıtlığa karşı savunmadır. Enerji alımındaki beklenmeyen bir düşüş, bu savunma sistemini harekete geçirir. Bir taraftan vücudumuz enerji harcamada çok daha tutumlu hale gelirken, psikolojimiz ise her şeyi ihmal etmek pahasına beslenmeye odaklanır.
Peki bu bilgiler niçin yaygın olarak anlatılmaz?
Belki iş hacmi yüzlerce milyara ulaşan zayıflama endüstrisinin "yepyeni ve başarılı rejimleri" ve ardından aynı müşterilerin birkaç sene sonra döneceklerini bilmesi, kolay sırt çevrilecek bir kaynak değildir! Belki bu sebepten insanlar, hâlâ "falan rejim iki haftada on kilo verdiriyor, seninki haftada kaç kilo kaybettiriyor?" gibi sohbetlere prim veriyor.